© 2018 Umut

  • Facebook - Grey Circle
  • LinkedIn - Grey Circle
  • Google+ - Grey Circle

...OLUMSUZ KANITLAR

İklim Değişikliğinin Bilimsel Kanıtları

1700'lerde havada sadece milyonda 280 oranında bulunan karbondioksit (CO2) gazı, endüstri devrimi sonrasında fosit yakıtların tüketiminin hızla artmasıyla %43 oranında artış göstererek 2015'te milyonda 400 oranını aştı. Modern yaşamda bağımlısı olduğumuz fosil yakıtları artan oranda tüketmeye devam ediyoruz ve biz fosil yakıt yaktıkça, havaya da artan oranda karbondioksit salınıyor.

Karbondioksit bir sera gazı olduğu için dünyanın ısınmasına ve iklimlerin değişmesine, doğal denge ve döngülerin bozulmasına yol açıyor. Dünya genelinde sıcaklık ortalamalarında şimdiden 1 derecelik artış var ve bu artış hızla devam ediyor.

Son 1000 yıl içinde görülmemiş şekilde sıcaklıkarda artış var ve sıcaklık artışı ile fosil yakıt tüketimi aynı döneme ve aynı trende rastlıyor.

İnsan nüfus artışı ile fosil yakıt tüketim artışı da benzer döneme ve benzer davranışa sahip.

Nüfus artarken, tüketimde de üstel artışlar oluyor.

Doğanın denge döngülerinde de üstel artışlı değişimler meydana geliyor.

  • Doğal afetlerde de üstel artışlar yaşanıyor:

  • Normal dışı afetlerde büyük artış var.

  • Her geçen gün dünya genelinde normal dışı olaylar sayı ve şiddet olarak çok daha fazlalaşacak.

    • Kırsalda yaşayanlar bu gidişatın canlı tanığıdır.

  • Doğada hızla ve ciddi boyutlarda anormalleşme yaşanıyor.
     

http://old.grida.no/graphicslib/detail/number-of-disasters-per-year_1408

Bunlar Normal Şeyler Değil!
  • 2015 sonuna doğru kuzey yarım kürede çok garip havalar yaşandı. 25 Aralık'ta New York şehri gün ortası sıcaklığı 22 derece, Los Angeles şehri ise 17 dereceydi. ABD'liler krismas kış tatilini yaz sıcaklarında geçirdi. Ardından fırtına soğuklar, seller geldi. ABD'de sel, fırtına, hortumlardan 28 kişi öldü. İngiltere'de geniş alanlarda meydana gelen sellerde 6700 bina su altında kaldı. Paraguay, Uruguay, Brezilya ve Arjantin'deki seller yüzünden yüz bin kişi evsiz kaldı.
     

  • 2016'ya girerken hem ABD'ye hem de Türkiye'ye kutup soğukları geldi. Çünkü Atlas Okyanusu üzerinden kuzey kutbuna çıkan bir sıcak hava dalgası, kutup soğuklarını kutuplardan daha güneye, bize kadar itmişti. Ve biz burada eksi dereceleri yaşarken, kuzey kutbunda normalde -30 derece olması gereken sıcaklık artı derecelere yükselmişti ve buzlar eriyordu. Kışın kuzey kutbunda buzul erimesine ilk defa şahit oluyorduk.
     

  • 2018 başında da benzer durumları yaşıyoruz. Artık normaller değişti.

Solda Kuzey Kutbunun buzul seviyelerinin yıllar içindeki değişim grafiğini görüyorsunuz. 1978'den 2017'ye kadar buzul seviyeleri üst üste grafiklenmiş. 1978'ten beri seviyelerin benzer trendle azalmakta olduğu belli oluyor. Ama 2016'da farklı bir davranışa geçiyor. Ağustos 2016 sonrasında aslında kışa yaklaşırken buzul seviyesinin artması gerekirken, azalma yaşanıyor ve geçmiş trend bozuluyor. Bu bozuk trend 2017'de de devam ediyor, yani eski haline dönmüyor.

 

2016 yılı dünya tarihinden önemli bir yer alacak çünkü artık bundan böyle eski normalleri yaşayamayacağız.

 

Kutuplar dünya ortalamasından 2.5 kat daha fazla ısınıyor ve kutuplarda değişim de haliyle daha hızlı gerçekleşiyor. Kutuplarda şu anda yaşananlar bizler için acil uyarı olmalı.

http://nsidc.org/data/seaice_index/

Doğanın Dengesi ve Normaller Nasıl Bozuluyor?

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) 1950'de kurulmuştur ve bu tarihten bu yana dünyanın hemen her bölgesindeki iklim verilerinin kaydını tutmaktadır. Aşağıdaki grafikte 1950-1980 arasındaki ortalama sıcaklık değişimini görüyorsunuz.

Yandaki grafiğin neredeyse mükemmel bir çan eğrisini temsil ettiğini gözlemleyebilirsiniz. Çoğunluk ortalamada, standart sapması az, bir denge, düzen var. Dünya ikliminde milyonlarca yıl içinde bir denge, düzen oluşmuştu. Mevsim normalleri vardı, bahar yağmurları, kışın bol yağış ve kar. Uzun yıllar içindeki aylara göre sıcaklık ortalamaları da istikrarlı idi. Mesela Haziran'da sıcaklık ortalaması 20 derece ise, herhangi bir haziran gününde sıcaklığın 19-21 derece arası olması normaldi ama çok nadiren 18 derecenin altında veya 22 derecenin üzerinde sıcaklıklar olurdu. 1-2 derecelik sıcaklık farkı da önemli değildi. İnsanlar bu normallere güvenerek tarım, hayvancılık yaptılar, geçim sağladılar.

Şimdi 1950-80 arasını baz alarak, 1981-1991 arasındaki değişime bakalım:
 

Artık bir yılın 365 gününün büyük kısmında geçmişe göre çok daha sıcak günler yaşıyoruz. Ortalamaların 4-5 derece üzerinde günlerin sayısı da gittikçe artıyor.

1990'larda sıcağa doğru kayma hızlanıyor.

Ve 2001 ile 2011 arasındaki değişim:

Artık yazın herhangi bir gününde, uzun yıllar ortalamasından 3-5 derece daha sıcak veya 2-3 derece daha soğuk günler olma ihtimali arttı. Yani bir başka deyişle bir günden diğerine sıcaklığın 7-8 dereceye farklı olma ihtimali arttı.

Bir sınıfın not ortalaması ile standart sapması örneğindekinin aynı burada yaşanıyor. Geçmişte iklimde, sıcaklıklarda bir istikrar, denge varken, şimdilerde standart sapması fazla olan sınıftaki durum yaşanıyor. Nasıl o sınıfta notlar bir uçtan öbür uca zıplıyorsa, bugün de hava sıcaklıklarında sürekli zıplamalar yaşıyoruz. Kış olmasına rağmen Ocak ayı başında 27 derece veya Şubat ortasında 20 derecenin üzerinde sıcaklar görüyoruz ve hemen sonrasında eksi derecelerde soğuk havalar ve kar gelebiliyor. Normal dışı iklim olaylarında (kuraklık, seller, orman yangınları, aşırı sıcaklar ve aşırı soğuklar) bir artışın yaşadığını farketmeyen var mı?

Peki doğada bu zıplamalar sonucu neler oluyor? Bitkilerin tamamı stres altında, erken bahar geldiğini sanan ağaçlar tomurcuklanıyor ve ardından gelen bir kar, don o ağaçlara büyük zararlar veriyor, verim/bereket düşüyor...

Gidişatta Benim de Payım Var. Ben de Problemin Parçasıyım.

Yaşam tarzımla doğanın, dünyanın gidişatına etki ediyorum. Tek başına pek bir etkim olmuyor gibi görünebilir ama aynı şeyi milyonlar, milyarlar yapınca büyük bir etkisi oluyor.
 

  • Kısıtlı ortamda

  • Artan oranda çoğalma,

  • Artan oranda kirletme,

  • Artan oranda şehirleşme

  • Sürdürülemez

  • DÜNYAMIZ ve DOĞAL KAYNAKLARI KISITLIDIR.


Tükettiğimiz kaynaklar, gıda, ulaşım, ısınma/enerji ihtiyaçları... hepsi birlikte bireysel ekolojik ayak izimizi oluşturuyor. Yaşam şekline göre ayak izi de değişiyor.
 

Dünyanın kısıtlı kaynaklarının hepsi bir arada dünyanın 'biyokapasite'sini oluşturuyor. Dünyanın kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanabilmek için tasarruf etmemiz gerekir ancak tam tersine hem insan nüfusu artıyor hem de tüketim. Öyle ki 1970'lerde sürdürülebilir kapasite aşılmış ve şu anda %40 daha fazla aşmış durumda.

Yani aslında gelecek nesillere kalması gereken kaynakları tüketiyoruz ve böyle devam ederse, çocuklarımız aşırı kirlenmiş, yeterli kaynak olmayan bir dünyada hayat mücadelesi vermek zorunda kalacaklar.

Sağdaki grafikte Türkiye'nin biyokapasitesi ve Türk insanının toplam ekolojik ayakizi gösterilmekte. Ülkemizin sürdürülebilir taşıma kapasitesini biz de 1970'lerde aşmışız. Kaybettiğimiz, yokettiğimiz, kirlettiğimiz toprak, su, yeraltı kaynakları, ormanlar aslında çocuklarımızın kaybolan geleceğidir.
 

Türkiye'nin biyokapasite ve ekolojik ayak izi raporu (footprintnetwork.org'dan)

Soldaki grafikte Türkiye genelinde zaman içindeki yağışlardaki değişimi görüyorsunuz. Kırmızı ile gösterilen bölgelerde zaman içinde yağışlarda azalma var. Yeşille gösterilen bölgelerde ise yağışlarda artış. Kırmızının büyük olduğu yerler, yağışların en fazla azaldığı bölgeler.


Ülkemiz genelinde, Doğu Karadeniz dışında yağışlarda azalma var.

Sağdaki grafikte ise yıllık ortalama sıcaklıklardaki değişimi görüyorsunuz. Kırmızı ile gösterilen bölgelerde sıcaklıklarda artış var. Kalın kırmızı olan bölgeler ise en çok ısınan bölgeler.
 

Ülke genelinde sıcaklıklarda bir artış var - ki dünya genelindeki gidişata da uyuyor.

Artan Kuraklık

İşte bu nedenlerle ayrışma, tartışma, zaman kaybetme yerine, hep birlikte seferberlik içinde ülkemizin biyokapasitesini korumalı, daha da dirençlendirmeli ve yaklaşan büyük tehlikeye karşı birlikte mücadele etmeliyiz.

Yaşam kaynaklarımız hızla tükenirken, yapabileceğimiz en kötü şey yangına körükle gitmektir. Çok şeyleri yanlış yapıyoruz ve hepimiz yapıyoruz. Başkasına suç atmanın faydası yok.

Kendi yanlışlarımızı görmeli ve problem olmaktan çıkıp çözüm olmalıyız. Ancak herkes bu şekilde davranırsa yangının sönme ihtimali doğar. Çocuklarımızın geleceği için elimizden geldiği kadar çaba göstermeliyiz.

Aralık 2015 - Kasım 2017 arası kuraklık durumu:

Yukarıdaki harita ülkelerin toplam kara alanlarının yüzde kaçının orman olduğunu gösteriyor. Güney komşularımızda ormanlar %3’ün altında. Bizde %27 ve kuzey komşumuz Bulgaristan’da %37. Göç alan Avrupa ülkelerinin hepsinde de %30’un üzerinde.

 

İnsan yaşamı ve orman birbirlerine tahmin edemeyeceğiniz kadar bağlıdır. Çünkü ormanların doğanın denge ve döngüsünde kritik görevleri vardır. Eğer orman kaybolursa yerel ekosistemler çökmeye başlar. Yağmurlar azalır, kuraklık artar ve en sonunda çölleşir. Çöllerde pek fazla sayıda insan yaşayamaz çünkü çok zor koşullardır – ancak yerel bilgi, beceri, çalışkanlık, yardımlaşma gibi meziyetleri olanların yaşama şansı vardır.

Yapabileceğimiz en önemli işlerin başında ülkeyi ormanlaştırmaktır. Ancak ekosistem mantığı ile ormanlaştırmak gerekir, yoksa aynı cinsten veya birkaç cinsten ibaret dikilmiş olan binlerce ağaçtan gerçek anlamda orman oluşmaz. Orman oluştururken birden fazla fayda sağlayacak 'Gıda Ormanları' tasarımı ve çalışmaları yürütülebilir.

Dünya Ekonomik Forumu'nun (World Economic Forum) her yıl başında yayınladığı Küresel Risk Raporu 2017 önümüzdeki 10 yıl içinde küresel etkisi olabilecek riskleri inceliyor. 750 uzman 30 ciddi küresel riski ve bunlara sebep olan 13 değişik eğilimi inceliyor. 2017 raporunda 5 en önemli risk şunlar:
 

Olma ihtimali yüksek olanlar:

  • Ekstrem hava olayları

  • Zoraki kitlesel göçler

  • Büyük doğal afetler

  • Büyük çaplı terörist saldırılar

  • Büyük çaplı veri hırsızlığı

?

Etkisi açısından en önemli 5 risk:

  • Kitlesel imha silahları

  • Ekstrem hava olayları

  • Su krizleri

  • Büyük doğal afetler

  • İklim değişikliğine karşı önlem alamamak
     

Küresel Risk Raporu 2017'nu inceleyin (ingilizce)

ÇÖZÜM: Sürdürülebilir Yaşama Doğru Dönüşüm

Yukarıda verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere durum pek iç açıcı değil.

Yine de hayat devam ediyor ve hala birçokları için mevcut hayatta büyük sorunlar yok gibi. Özellikle şehir insanı doğadaki değişimden bihaber, kopuk. Ama bu değişim hızlandıkça herkesin ve özellikle şehirlinin de ciddi etkileneceği aşikar. Aslında şimdiden şehirli de etkileniyor; artan gıda fiyatlarıyla, temiz suya, temiz havaya, temiz gıdaya erişim sorunlarıyla, normal dışı doğa olaylarıyla (27 Temmuz 2017'de İstanbul'daki dolu felaketi)...

Eğer çocuklarımıza, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya kalsın istiyorsak, büyük çoğunluğun kötü gidişata karşı pozitif etki etmesi gerekiyor. Ancak bireysel çabalar faydasız anlamı çıkmamalı, aksine başlangıç bireysel çabalarla olmak zorunda, bu sayede diğerlerine örnek olabiliriz. Örnekler çoğaldıkça çözüm olasılığı da artar.

Eğitimlerde paylaştığım 'bal kuş' hikayesi ile noktalamak isterim:

"Bir gün ormanda yangın çıkar. Hayvanları ormandan dışarıya doğru koşuşurken ufak bal kuşu (çiçeklerini özünü emen, ufak uzun bir gagası vardır, ancak birkaç damla özü ağzına çekebilir) derenin üzerine uçar ve dereden birkaç damla su alıp yangının üzerine bırakır. Bunu gören hayvanlar 'yahu sen ne yaptığını sanıyorsun, ne fayda?' derler. Bal kuşu da, 'ben kendi üzerime düşeni yapıyorum eğer siz de yaparsanız, belki o zaman yangının sönme ihtimali doğar' der. "

 

Müslümanlıkta da şöyle bir Hadis'i şerif var: ' Kıyametin kopacağını bilseniz, elinizdeki fidanı dikiniz.' Buharî, el-Edebül-Müfred

 

Diyanet İşleri Başkanlığı, Web Kütüphanesi, Özet Olarak İslam, Sosyal İlişkiler ve Çevredekilere Karşı Görevler:

"İslam dininin temel hedefi, insanların dünyada huzur, güven ve mutluluk içinde yaşaması, ahirette de ebedi saadete ulaşmasıdır.

Yeryüzüne halife olarak gönderilen ve bütün mahlukat emrine verilmiş olan insanoğlunun, kendisine emanet edilen doğal hayatı koruması, temel görevlerindendir. Nitekim Kur'an'da bu ödeve işaret edilerek "... O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli kıldı." buyurulmaktadır ( el-Hud suresi 11/61).

Buna göre tabii dengeye zarar verecek her türlü anlayış ve eylem, Kur'an'ın bu mesajına ters düşer. Bu sebeple, sorumluluk bilincinde olan Müslüman, kainattaki eşsiz düzeni, ahengi ve dengeyi korumak, gelecek kuşaklara tahrip etmeden aktarmak için elinden gelen gayreti gösterir, bunları bozacak ve tahrip edecek tutum ve davranışlardan uzak durur...

… Bu nedenle doğayı korumak, Allah'ın bir ayeti olarak onun değerini takdir etmek; ona yapılan kötülük de, Allah'a karşı yapılmış nankörlük olarak değerlendirilmiştir.

… Normal şartlarda tabiat kendi ekolojik dengesini muhafaza etmektedir. Fakat tabiatın insan eliyle aşırı tahribi ve kirletilmesiyle bu denge bozulabilmektedir. Bu itibarla tabiatı tahribe yönelik her türlü davranış, Allah'ın kanunlarını bozma teşebbüsü olarak algılanmalıdır... "

 

Şimdi bireysel olarak, hep birlikte yapabileceklerimize bakalım, atacağımız ufak adımlar büyük sonuçlara doğurabilir.